Hücre

Canlıların, yaşayan en küçük yapı ve işlev birimi hücredir. Bilim adamları tarafından hücrenin nasıl keşfedildiğini hep birlikte geçmişe doğru bir yolculuk yaparak birlikte öğrenelim.

Hücrenin Keşfi

Gözle görülemeyecek kadar küçük olan yapıları büyüterek görmemize yarayan aletlere mikroskop denir.

Hücrenin keşfi, mikroskobun kullanılmasıyla yapılmıştır.

İlk defa 1665 yılında ‹ngiliz bilim adamı Robert Hooke (Rabırt Huk), şişe mantarından (mantar meşesi bitkisinin mantar dokusundan yapılmış) aldığı ince kesiti, kendi yaptığı mikroskopta incelemiştir.

Bu incelemelerinde bunların mantar peteği şeklinde duvarlarla çevrili olduğunu görmüştür. Robert Hooke, gördüğü bu odacıklara hücre (cellula) adını vermiştir.

Bu çalışmayla sitoloji (hücre bilimi) alanında ilk adımı atan Robert Hooke’un verdiği isim günümüzde de kullanılmaktadır.

Leeuwenhoek (Lövenhuk) adlı bilim adamı, kendi yaptığı mikroskopla kirli suları inceleyerek sularda hareket eden organizmalar görmüştür.

1838 — 1839 yıllarında Mathias Schleiden (Matyas filayden) ve Theodor Schwann (Teodor fiıvan) yaptıkları mikroskobik gözlemlere dayanarak günümüzde de geçerliliğini koruyan hücre teorisini kurdular.

Günümüzdeki şekliyle hücre teorisine göre;

  • Bütün organizmalar bir veya daha fazla hücreden meydana gelir.
  • Hücreler, canlıların en küçük yapı birimidir.
  • Hücreler, kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesiyle meydana gelir.
  • Hücrelerin tümünün kimyasal bileşenleri ve metabolizma olayları birbirine benzer.
  • Canlıların kalıtım maddeleri, hücrelerinde bulunur.

Hücreler, üç temel bölümden oluşşur.

Canlı türlerinde ve aynı türün farklı dokularında bulunan hücreler, büyüklük, şekil, iç yapı ve işlev bakımından farklılık gösterir. Çünkü her hücre, üstlendiği görevi yerine getirebilmek için gerekli olan yapıya sahiptir.

Bazı hücreler gözle görülebilirken, hücrelerin büyük çoğunluğu ışık ve elektron mikroskobuyla görülebilir.

Hücrenin Bölümleri

Ökaryot Hücreler

  • hücre zarı – hücre çeperi,
  • sitoplazma – organeller,
  • çekirdek

olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Prokaryot hücrelerde üçüncü kısım (çekirdek) bulunmaz.

Hücre Zarı

Bütün hücrelerde sitoplazmayı çevreleyen, canlı, seçici – geçirgen, esnek bir yapıdır. Hücre zarı, ışık mikroskobuyla görülemeyecek kadar incedir. Yapısında; protein, yağ ve karbonhidrat molekülleri bulunur.

Hücre zarının yapısı hakkında ilk olarak Danielli ve Dawson tarafından “birim zar modeli” ortaya atılmıştır. Bu modele göre, hücre zarının alt ve üst yüzeyinde birbirine paralel olarak uzanan iki protein tabakası bulunur. Protein tabakasının ortasında lipit tabakası vardır. Bu model günümüzde geçersizdir.

Hücre zarının yapısı hakkında, 1972 yılında S. J. Singer (Singır) ve G. Nicholson (Nikılsın) tarafından geliştirilen bir diğer model “akıcı – mozaik zar” modelidir.

Bu modele göre, zarın yapısında hareketli iki sıra lipit bulunur. Zarın yapısındaki protein molekülleri lipit tabakasına gömülmüş haldedir. Protein molekülleri; hareketli ve akışkan olan lipit tabakasının içinde yer değiştirebildiği için bu modele akıcı mozaik zar modeli denmiştir. Hücre zarında lipit ve proteinler dışında, glikolipitler (karbonhidrat + lipit), glikoproteinler (karbonhidrat + protein) ve lipoproteinler (lipit + protein) bulunur. Ayrıca hücre zarında por denilen çok sayıda delik bulunur. Bu porlar hücre zarından madde geçişini sağlar.

Her hücrenin zarı, kendine özgü özellikler taşır. Bu özellikler hücre zarındaki glikoprotein ve glikolipit moleküllerinin çeşidine, sayısına ve dağılımına bağlıdır. Hücre zarındaki glikoprotein molekülleri hücrelerin birbirini tanımasında, hücre zarının seçici geçirgenliğinde ve hücrelerin hormonlara yanıt vermesinde görevlidir.

Hücre zarının görevlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Hücreye belirgin bir şekil vererek, hücreyi bulunduğu ortamdan ayırır.
  • Hücrede madde alışverişini kontrol ederek hücrenin içeriğini düzenler.
  • Bulundurduğu reseptörler sayesinde komşu ve yabancı hücreleri, hormonları, çeşitli molekülleri tanır.
  • Ökaryot hücrelerde iç katlanmalar yaparak zarla çevrili organelleri oluşturabilir.
  • Prokaryot hücrelerde taşıdığı solunum enzimleriyle ATP (enerji) üretimini sağlar.
  •  Hücre zarından,küçük moleküller büyük moleküllere göre (örneğin; etil alkol glikoza göre)
  •  nötr moleküller iyonlara göre,negatif (—) iyonlar, pozitif (+) iyonlara göre (örneğin Cl—, K+ göre)
  •  gazlar, sıvılara; sıvılar katılara göre,yağda çözünen maddeler yağda çözünmeyenlere göre (örneğin; A vitamini, C vitaminine göre)
  • yağı çözen maddeler yağı çözemeyen maddelere göre daha kolay geçer.

Hücre Zarında Taşınma Mekanizmaları

a. Kaaüçük Moleküllü Maddelerin Taşınma Mekanizmaları

  1. Pasif Taşıma
  • Difüzyon
  • Osmoz
  • Kolaylaştırılmış difüzyon

2. Aktif Taşıma

b. Büyük Moleküllü Maddelerin Taşınma Mekanizmaları

  1. Endositoz
  • Pinositoz
  • Fagositoz

2. Ektositoz

PASİF TAŞIMA

DİFÜZYON

Bir çözeltide çözünen maddelerin, kendi kinetik enerjileriyle, derişimlerinin fazla olduğu ortamdan, derişimlerinin az olduğu ortama doğru yayılmasına difüzyon denir. Difüzyon olayında, ATP ve enzim kullanılmaz. Bu nedenle canlı ve cansız ortamlarda gerçekleşebilir.

Örneğin; dökülen kolonyanın kokusunun yayılması, cansız ortamda gerçekleşen bir difüzyondur.

Şimdi difüzyon hızına etki eden faktörlerin neler olduğunu ve etkilerini öğrenelim.

a. Ortam sıcaklığı: Ortam sıcaklığı ile moleküllerin difüzyon hızı doğru orantılı olarak değişir. Çünkü ortam sıcaklığı arttıkça moleküllerin kinetik enerjileri artar ve moleküller daha hızlı hareket eder.

b. Moleküllerin büyüklüğü: Moleküllerin büyüklüğü ile moleküllerin difüzyon hızı ters orantılı olarak değişir. Çünkü küçük moleküller, büyük moleküllerden daha hızlı hareket eder. Örneğin; Laktik asit (C3H6O3), glikoza (C6H12O6) göre daha hızlı difüzyona uğrar.

c. Hücre zarındaki por sayısı ve por büyüklüğü: Arkadaşlar 10 kişi otobüs durağında bekliyorsunuz. Otobüs geldiğinde şoför 1 kapıyı açınca mı daha hızlı girersiniz, 2 kapıyı açınca mı? Kapı küçük olduğunda mı daha hızlı girersiniz, büyük olduğunda mı? Bu soruların cevabı açık. Moleküllerin difüzyon hızı da hücrenin kapısı olan porların sayısı ve büyüklüğü arttıkça artar.

d. Ortamlar arasındaki yoğunluk farkı: ‹ki ortam arasındaki yoğunluk (derişim) farkı arttıkça, moleküllerin difüzyon hızı artar.

e. Maddenin hali: Maddenin katı, sıvı, gaz olmasına göre, moleküllerin hareket hızları da değişir. Gazlar sıvılara göre, sıvılar katılara göre daha hızlı difüzyona uğrar.

Kolaylaştırılmış Difüzyon

Kolaylaşştırılmışş difüzyonda özel taşşıyıcı moleküller görev alır.

Kolaylaştırılmış difüzyon da, moleküllerin derişimlerinin fazla olduğu ortamdan, derişimlerinin az olduğu ortama doğru geçmesidir. Ancak bu olayda özel taşıyıcı proteinler ve enzimler kullanılır. Hücre zarındaki taşıyıcı proteinler kanallar oluşturur.

Taşınacak olan moleküller enzimler yardımıyla taşıyıcı proteine bağlanır. Taşıyıcı protein şekil değişikliği yaparak kanalını zarın diğer tarafına açar.

Molekül zarın diğer tarafına taşınır. Bu olayda ATP harcanmaz. Ancak enzim kullanıldığı için enzimlerin çalışmasını etkileyen faktörler kolaylaştırılmış difüzyonun hızını da etkiler.

Monosakkaritler (glikoz, fruktoz, galaktoz) ve amino asitlerin çoğu hücre zarından kolaylaştırılmış difüzyonla geçer.

OZMOZ

Ozmoz, suyun yarı geçirgen zardan difüzyonudur. Ozmozun etkisi şeklini dikkatlice incelerseniz bir süre sonra cam hunideki sıvı seviyesinin yükseldiğini görürsünüz. Peki bu olay nasıl gerçekleşir? Bu düzenekte cam hunideki şeker çözeltisi, cam kaptan su çeker. Çünkü derişimin fazla olduğu taraf (şeker çözeltisi), suyun çok olduğu yani derişimin az olduğu tarafa bir emme kuvveti uygular. ‹şte bu emme kuvvetine ozmotik basınç denir. Düzenekte de gördüğümüz gibi şeker çözeltisinin ozmotik basıncı yüksektir ve saf su bulunan cam kaptan su çekilir.

Su çekildikçe cam hunideki şeker çözeltisinin,

  • derişimi azalır.
  • su miktarı artar.
  • ozmotik basıncı düşer.
  • emme kuvveti azalır.
  • Hücreler konuldukları ortamın yoğunluğuna göre, büzülür veya şişer.

Hücrelerin bulundukları ortamla madde alışverişi yapması sonucu, hücrelerde şişme, büzülme vb. şekil değişiklikleri gözlenebilir. Ancak hücrelerin doğal yaşama ortamlarının madde derişimi, hücrenin madde derişimine eşit ise bu ortamlarda hücrede herhangi bir şekil değişikliği gözlenmez.


Derişimi, hücre içindeki madde derişimine eşit olan ortama izotonik (eş yoğun) ortam denir. Peki hücreleri izotonik ortamlarından alıp, başka ortamlara koyarsak hücrelerde ne gibi değişiklikler gözlenir? fiimdi bunları öğrenelim.

Hücrenin bulunduğu çözeltinin derişimi, hücre içine göre fazla ise bu çözeltiye hipertonik (çok yoğun) çözelti denir. Hipertonik ortama konulan hücre ozmozla hücre dışına su verir ve hücrenin sitoplazması büzülür. Bu olaya plazmoliz denir. Eğer hücre hipertonik ortamda uzun süre kalırsa ölür. Bitki hücresi hipertonik ortama konulduğunda, hücre zarı ile hücre çeperi arasındaki uzaklık artar. Sitoplazma hücrenin ortasına doğru büzülür. Hayvan hücrelerinde hücre çeperi olmadığı için hücre hacmindeki azalma daha belirgin gözlenir.

Hücrenin bulunduğu çözeltinin derişimi, hücre içine göre az ise bu çözeltiye hipotonik (az yoğun) çözelti denir. Hipotonik ortama konulan hücre, dış ortamdan ozmozla su alır ve hücre şişer. Eğer plazmolize uğramış (büzülmüş) bir hücreyi, hücreye göre hipotonik olan bir çözeltiye ya da saf suya koyarsak hücre dışarıdan su alarak eski haline döner. Bu olaya deplazmoliz denir.

Turgor Basıncı

Deplazmolize uğrayan hücreleri hipotonik ortamda bekletmeye devam ettiğimizde, hücre dış ortamdan su almaya devam eder. Bitki hücrelerinde, hücre içine çok miktarda su girmesi sonucu koful büyür ve sitoplazmayı hücre çeperine doğru iter. Hücre zarı ile hücre duvarı arasındaki mesafe kapanarak, hücre zarı, hücre duvarına yapışır ve hücre şişer. Hücreye giren fazla suyun hücre duvarına yaptığı basınca turgor basıncı denir.

Otsu bitkilerde turgor basıncı ile bitkinin dik ve canlı durması sağlanır. Bitki hücreleri su kaybederse turgor basıncı düşer. Bitki buruşmaya başlar.

Hayvan hücreleri de hipotonik ortama konulduğunda, dış ortamdan su alır ve turgor basıncı artar. Ancak hayvan hücreleri için aşırı su almak zararlıdır. Bunun nedeni, hayvan hücrelerinde hücre duvarının bulunmamasıdır. Aşırı su alan hayvan hücresi bir süre sonra patlayarak ölür. Bu olaya hemoliz denir.

2. AKTİF TAŞIMA

Hücrelerin kendi iç ortamlarıyla, yaşadıkları ortamları arasında çeşitli moleküllerin derişimleri farklı olabilir. Örneğin; bir tatlısu alginde yaşadığı ortamda bulunandan 1000 kat daha fazla K+ iyonu bulunmaktadır.

Hücre içi ve hücre dışı arasında derişim farkı olduğunda, canlı hücreler ATP harcayarak bazı molekülleri derişimin az olduğu ortamdan, derişimin fazla olduğu ortama doğru taşır. Bu olaya aktif taşıma denir.

Hücreler için çok önemli olan aktif taşıma olayının özelliklerini öğrenelim.

  • Hücre zarından geçebilecek büyüklükteki maddelerin taşınmasını sağlar.
  • Derişimi az olan ortamdan, derişimi fazla olan ortama doğru gerçekleşir.
  • ATP harcanır.
  • Sadece canlı hücrelerde gerçekleşir.
  • Taşıyıcı protein ve enzimler görev alır.
  • Derişimleri eşit olan ortamlar arasında da gerçekleşebilir.

ENDOSİTOZ

Endositoz, büyük moleküllerin hücreye alınmasıdır.

Hücre zarından geçemeyen büyüklükteki katı veya sıvı moleküllerin, hücre zarı tarafından koful oluşturarak hücre içine alınmasına endositoz denir. Bu olayda hücre zarı küçülür ve ATP harcanır.

Hayvan hücreleri endositozu gerçekleştirebilirken bitki hücre gerçekleştirmez. Çünkü bitki hücrelerin sert yapılı hücre çeperi bulunmaktadır. Endositoz hücre içine alınan maddenin katı veya sıvı oluşuna göre ikiye ayrılmaktadır. Bunlar;

  • Fagositoz
  • Pinositoz

a. Fagositoz (yeme): Büyük moleküllü katı maddelerin enerji harcanarak hücre içine alınmasıdır. Fagositoz yapan hücre, hücre zarının oluşturduğu yalancı ayakla katı besini sarar ve onu fagositik kofulun içine alır. Koful içinde hücre sitoplazmasına geçen besinlerin sindirimi, lizozom organeliyle gerçekleşir. sindirim kofulunda, sindirim işlemi bittikten sonra oluşan küçük besiner sitoplazmaya geçer. Artık maddelerde hücre dışına atılır.

Bizim vücudumuzda da akyuvar hücreleri mikropları fagositozla hücre içine alıp parçalar.

b. Pinositoz (içme): Büyük moleküllü sıvı maddelerin enerji harcanarak hücre içine alınmasıdır. Bu olayda yalancı ayak oluşturulmaz. Sıvı moleküller hücre zarına değdiğinde zar içeri doğru çöküntü yapar ve pinositik cep oluşur. Sıvı moleküllerin
pinositik cebe dolmasından sonra cep boğumlanır ve pinositik koful oluşarak sıvı moleküller sitoplazmaya koful içinde alınmış olur. Yani hücre, sıvı besini bir anlamda içer. Lizozom organeliyle besinlerin sindirimi gerçekleşir.

Fagositoz ve pinositozda ortak olarak, aşağıdaki olaylar gerçekleşir.

  • Enerji harcanması,
  • Hücre zarının küçülmesi,
  • Koful oluşturulması
  1. Ekzositoz, büyük moleküllerin hücre dışına verilmesidir. Hücrelerin koful içindeki büyük molekülleri hücre dışına vermesi olayına ekzositoz denir. Bu olayda hücre zarı büyür ve ATP harcanır. Ekzositoz olayı salgı yapan bütün hücrelerde gerçekleşir. Çeşitli canlılarda ekzositozla dışarıya mukus, hormon, reçine, enzim, eterik yağ, süt, sindirim atıkları gibi maddeler atılır.

Endositoz ve ekzositozun ortak özellikleri aşağıda verilmiştir.

  • Büyük moleküllerin taşınmasını sağlama
  • ATP harcama
  • Hücre içi ve hücre dışı arasındaki yoğunluk farkına bakılmadan taşıma yapma
  • Enzimlerle gerçekleşme
  1. Ekzositoz, büyük moleküllerin hücre dışına verilmesidir. Hücrelerin koful içindeki büyük molekülleri hücre dışına vermesi olayına ekzositoz denir. Bu olayda hücre zarı büyür ve ATP harcanır. Ekzositoz olayı salgı yapan bütün hücrelerde gerçekleşir. Çeşitli canlılarda ekzositozla dışarıya mukus, hormon, reçine, enzim, eterik yağ, süt, sindirim atıkları gibi
    maddeler atılır.

Endositoz ve ekzositozun ortak özellikleri aşağıda verilmiştir.

  • Büyük moleküllerin taşınmasını sağlama
  • ATP harcama
  • Hücre içi ve hücre dışı arasındaki yoğunluk farkına bakılmadan taşıma yapma
  • Enzimlerle gerçekleşme

Hücre Çeperi

Bitki, mantar, alg ve bakteri hücrelerinde hücre zarının üzerinde hücre çeperi (hücre duvarı) bulunur.

Bitkilerde cansız, sert ve kalın olan hücre çeperinin temel maddesi selülozdur.

Hücre çeperi, hücre şeklini belirler, hücreyi mekanik etkilere karşı korur.

Genç bitki hücrelerinde, hücre çeperi incedir. Hücre yaşlandıkça hücre çeperi kalınlaşır.

Hücre çeperinde geçit denilen çok sayıda açıklık bulunur. Geçitler tam geçirgendir.

Bazı hücrelerde, hücrenin işlevine göre mikrovillus, sil, kamçı yapıları bulunabilir.

  1. Mikrovillus: Hücre zarının madde emilim yüzeyini artırmak için dışarı doğru yaptığı parmak şeklindeki çıkıntılardır. Örneğin, ince bağırsak epitel hücrelerinde bulunan mikrovilluslar sindirim ürünlerinin emilim yüzeyini çok fazla artırır.
  2. Sil: Hücre yüzeyinden dışarı doğru çıkan ve çok sayıda olan kısa uzantılardır. Örneğin, Bir hücreli canlılardan paramesyumda hareketi sağlayan çok sayıda sil bulunur. İnsan solunum sistemi yapılarından soluk borusunun iç yüzeyindeki siller solunan havanın toz ve mikroplarını tutar.
  3. Kamçı: Hücre yüzeyinden dışarı doğru çıkan, bir veya birkaç tane olan, uzun uzantılardır. Örneğin; bir hücreli canlılardan öglena kamçısı ile yer değiştirir. ‹nsan sperm hücresi de kamçılıdır.

SİTOPLAZMA VE ORGANELLER

Sitoplazma, bütün hücrelerde ortak olarak bulunan bir yapıdır. Sitoplazma organeller ve bunların içinde yer aldığı koyu kıvamlı sıvı kısımdan oluşur.

Bu sıvıya sitozol denir. Sitozol, inorganik ve organik moleküllerden oluşan canlı bir ortamdır.

Sitozolde bulunan organik moleküller; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, hormonlar, nükleotitler, enzimler ve vitaminlerdir.

Sitozolde bulunan inorganik moleküller, su ve minerallerdir. Her hücrenin sitoplazmasında bulunan su oranı farklıdır. Örneğin; su bitkilerinde %98, tohumlarda %5 oranında su bulunur.

Genç hücrelerde su oranı yüksektir. Hücreler yaşlandıkça hücrenin su oranı düşer.

Sitoplazmanın Görevleri

  1. Çözücü bir ortam olduğu için maddelerin hücre içinde yayılmasını sağlar.
  2. Bulundurduğu enzimlerle ve organellerle solunum, fotosentez, sindirim vb. metabolizma olaylarını gerçekleştirir.
  3. Hücrelerde çeşitli görevleri yerine getirebilmek için özelleşmiş yapılara organel denir.

Organeller, zarsız, tek zarlı, çift zarlı olmak üzere üç grupta incelenir.

Organeller

a. Zarsız

1 Ribozom

2 Sentrozom

b. Tek zarlı

1 Endoplazmik retikulum

2 Golgi aygıtı

3 Lizozom

4 Koful

c. Çift zarlı

1 Mitokondri

2 Plastitler

  • Kloroplast
  • Lökoplast
  • Kromoplast

Ribozom

Ribozomal RNA (rRNA) ve proteinden oluşur. Ribozomun küçük ve büyük olmak üzere iki alt birimi bulunur. Ribozom; prokaryot hücrelerde sitoplazmada, ökaryot hücrelerde sitoplazmada, mitokondri ve kloroplast içinde, çekirdek ve endoplazmik retikulumun zarı üzerinde bulunur. Endoplazmik retikulumun üzerindeki ribozomlarda hücre dışına salgılanacak proteinler, diğer ribozomlarda ise hücre içinde kullanılacak proteinler üretilir.

Ribozomun Görevi: Protein sentezini gerçekleştirir.

Sentrozom

Çekirdeğe yakın bir yerde bulunan, birbirine dik iki silindirden oluşan bir organeldir. Silindirik cisimlerin herbirine sentriol denir.

Sentrozom, gelişmiş bitki hücrelerinde bulunmaz. Bölünebilen hayvan hücrelerinde bulunur.

Sentrozomun Görevleri:

Hücreler bölünmeye hazırlandığında sentriolleri bölünerek kendini eşler. Sentriol çiftlerinden her biri hücrenin kutbuna gider ve aralarında iğ iplikleri oluşur. ‹ğ iplikleri kısalarak kromozomları hücrenin zıt kutuplarına taşır.

Çeşitli hücrelerde hareketi sağlamada görevli olan sil ve kamçı yapıları da sentrozom tarafından oluşturulur.

Endoplazmik Retikulum

Hücre zarı ile çekirdek zarı arasında uzanan kanalcık ve borucuk sistemidir. Her hücrenin endoplazmik retikulumu hücreye özgü yapıdadır. Endoplazmik retikulum hücre bölünmesi sırasında kaybolur, hücre bölündükten sonra hücre zarı tarafından yeniden oluşturulur.

Endoplazmik retikulum yapısal ve işlevsel olarak iki çeşittir.

a. Granülsüz Endoplazmik Retikulum: Zarları üzerinde ribozom organeli taşımayan kısa tüpçüklerden oluşan endoplazmik retikulumlardır. Yağ sentezi yapan hücrelerde çok bulunur. Lipit, steroit ve polisakkarit metabolizmasında görev alır.

b. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Zarları üzerinde çok sayıda ribozom organeli bulunduran uzun tüpçüklerden oluşan endoplazmik retikulumlardır. Protein yapılı moleküller (enzim, hormon vb.) salgılayan hücrelerde bol miktarda bulunur. Granüllü endoplazmik retikulumda üretilen proteinler buradan golgi aygıtına gönderilir.

Endoplazmik Retikulumun Görevleri:

  • Hücre içinde madde taşır.
  • Hücreye mekanik destek sağlar.
  • Bazı molekülleri sentezler ve depolar.
  • Golgi aygıtıyla birlikte hücrenin zar fabrikası gibi çalışır.
  • Kas hücrelerinde Ca++ iyonlarını depolar.

Bazı zararlı molekülleri etkisiz hale getirir. Örnek olarak alkolün yağa dönüşümünü verebiliriz.

Golgi Aygıtı

Golgi aygıtı, hücrelerde genellikle çekirdeğe yakın bir yerde, sentriyolün civarında bulunan, üst üste sıralanmış kanalcık ve kesecik sistemidir. Üzerinde ribozom organeli bulundurmaz.

Golgi Aygıtının Görevleri:

Salgılanacak maddeleri bir zarla çevrilmiş kesecikler halinde paketler. Bu salgıları gerektiğinde sitoplazmaya, gerektiğinde hücre dışına gönderir. Salgı maddelerine örnek olarak hormon,
enzim, antikor vb. verilebilir.

Salgılanacak bazı maddeleri sentezler. Örneğin; lipit, polisakkarit vb. (Bitki hücrelerinde selüloz) Sentezlediği maddeleri granüllü endoplazmik retikulumdan aldığı proteinlerle birleştirerek, lipoprotein, glikoprotein ve glikolipit şekline dönüştürür.

Endoplazmik retikulumun yardımıyla zar ve çeper bileşenlerinin sentezini yapar.

Lizozom organelinin oluşumunu sağlar. Lizozom organelinin içinde hücre içi sindirim enzimleri bulunur. Bu enzimlerin protein kısmı, granüllü endoplazmik retikulumun ribozomlarında üretilir. Proteinler granülsüz endoplazmik retikulum ile golgi aygıtına taşınır.

Golgi aygıtı gerektiğinde proteine, yardımcı kısım ekler ve enzimi bir zarla paketleyerek lizozomu oluşturur.

Lizozom

Golgi aygıtı veya endoplazmik retikulum tarafından oluşturulan, içi asit pH da çalışan sindirim enzimleriyle dolu olan oval veya küre şeklindeki organellerdir.

Alyuvar dışındaki bütün hayvan hücrelerinde bulunurken, gelişmiş bitki hücrelerinde bulunmaz. Fakat bitki hücrelerinde sindirimden sorumlu başka organel türü bulunur. Lizozom, fagositoz ve pinositoz yapan hücrelerde bol miktarda bulunur.
Örnek: Akyuvar, karaciğer hücresi.

Lizozomun Görevleri:

Hücre içindeki makromolekülleri yapı birimlerine yıkar. Yani hücre içi sindirim yapar.

Hücre farklılaşması ve metamorfoz (başkalaşım) olayları sırasında hücrelerin kontrollü olarak yok edilmesini sağlar. Örneğin; kurbağa larvasının (iri baş) gelişim sürecinde kuyruğunun eritilmesi gibi.

Yıpranmış, yaşlanmış, ölmüş hücrelerin yıkımını sağlayarak organizmayı temizler.

Akyuvar hücrelerinde bol miktarda bulunan lizozomlar bakteri ve virüsleri parçalayarak bağışıklıkta etkili olurlar.

Lizozom organeli hücre içinde patlamaya hazır bir bomba gibidir. Eğer lizozom organelinin zarı zarar görürse, içindeki enzimler hücreye yayılır. Bunun sonucunda da hücre kendi kendini sindirir. Bu olaya otoliz denir.

Koful

Koful; hücre zarı, golgi aygıtı, endoplazmik retikulum ve çekirdek zarından oluşan, içi hücre özsuyu ile dolu bir organeldir. Kofullar farklı canlılarda farklı görevleri yerine getirir.

Kofulun Görevleri

  • İçerdiği fazla sıvıdan dolayı turgor basıncını artırarak bitkinin dik durmasını sağlar.
  • Bitkilerde renk maddesi bulundurarak çiçek, yaprak ve meyvelere renk verir.
  • Artık maddeleri depolar.
  • Hücre zarından büyük moleküllerin hücre içine alınmasını sağlar (pinositik ve fagositik koful)
  • Fagositoz ve pinositozla hücre içine alınan besinlerin sindirimini sağlar (sindirim kofulu).
  • Tatlı sularda yaşayan ökaryot bir hücrelilerde, hücreye giren fazla suyun dışarı atılmasını sağlar (kontraktil koful).
  • Artık maddelerin boşaltımını sağlar (boşaltım kofulu).

Genç bitki hücrelerinde küçük ve çok sayıda, yaşlı bitki hücrelerinde büyük ve az sayıdadır. Hayvan hücrelerindeki kofullar küçüktür.

Mitokondri

Mitokondri oval, çubuk veya çomak şeklinde, çift zarla çevrili bir organeldir. Mitokondrinin dıştaki zarı düz ve esnektir. ‹çteki zarı ise kıvrımlıdır. ‹ç zarın kıvrımlarına krista denir. Kristalar iç zarın yüzeyini genişleterek mitokondrinin enerji verimini yükseltir. Mitokondrinin içi matriks denilen sıvı ile doludur. Matrikste, solunum enzimleri, mitokondriye ait DNA ve RNA, ribozom organeli bulunur.

Bu yapılar mitokondriye, ihtiyaç duyduğu bazı proteinleri
sentezleme, büyüme, kendi metabolizmasını yönetme, çekirdeğin kontrolünde kendisini çoğaltma özelliklerini kazandırır.

Peki mitokondri organeli hücre sitoplazmasından çıkarıldığında, dış ortamda tek başına yaşamını devam ettirebilir mi? Bu sorunun cevabı hayır. Çünkü mitokondri çekirdek DNA sının şifreleri olmadan dış zarını ve bazı enzimlerini üretemez. Bu nedenle hücreden çıkarılan mitokondriler yaşamsal faaliyetlerine devam edemez. Ancak uygun ortam
sağlanırsa metabolizmasını sürdürebilir.

Mitokondriler memeli hayvanların olgun alyuvarları dışında oksijenli solunum yapan bütün ökaryot hücrelerde bulunur.

Mitokondrinin Görevi:

Oksijenli solunumu gerçekleştirir

Organik besin + O2 —– > CO2 + H2O + ATP + Isı

Mitokondride üretilen ATP, hücrelerin enerji gerektiren olaylarında kullanılır. Enerji ihtiyacı fazla olan sinir, kas, karaciğer vb. hücrelerde mitokondri sayısı fazladır.

Mitokondri DNA’sının kimyasal ve fiziksel etkilerle bozulması, oksijenli solunumla ATP sentezinin azalmasına neden olur. Buna bağlı olarak hücrede yaşlanma ve ölüm görülür.

PLASTİTLER

Plastitler; yapı, biçim ve görev bakımından çeşitlilik gösteren çift zarlı organellerdir. Bitki hücrelerinde, bazı ökaryot bir hücrelilerde ve alglerde bulunur. Hayvan ve mantar hücrelerinde bulunmaz. Plastitler renk ve görevlerine göre, kloroplastlar, kromoplastlar, lökoplastlar olmak üzere üç çeşittir. Plastit çeşitleri, çevresel koşulların değişimiyle birbirine dönüşebilir.

Kloroplast

Kloroplast, disk, küre veya oval şeklinde, çift zarlı, yeşil renkli plastitlerdir. Kloroplastın içerisi renksiz bir ara madde olan stroma (matriks) sıvısı ile doludur. Stromada, fotosentez enzimleri, kloroplasta ait DNA ve RNA, ribozom organeli bulunur.

Kloroplast organeli de tıpkı mitokondri gibi, ihtiyaç duyduğu bazı proteinleri sentezleme, büyüme, kendi metabolizmasını yönetme, çekirdeğin kontrolünde kendisini çoğaltma olaylarını gerçekleştirir.

Kloroplastın içinde stromaya gömülmüş halde granum adı verilen zarlı bir yapı bulunur. Fotosentez için gerekli güneş enerjisini soğuran yeşil renkli klorofil pigmenti, bu zarların üzerinde bulunur. Klorofil güneş enerjisini ATP ye çevirir.

Kloroplastlar, bitkinin yeşil organlarında, yüksek alglerde ve bazı ökaryot bir hücreli canlılarda bulunur. Fotosentez yapan bakterilerde ise klorofil pigmenti sitoplazmada dağınık halde bulunur.

Kloroplastın Görevi:

Fotosentezi gerçekleştirir. Fotosentez olayında, CO2 ve H2O dan güneş enerjisi ve klorofil pigmentinin yardımıyla organik besin üretilir ve serbest O2 açığa çıkar.

Kloroplast ve mitokondrinin ortak ve farklı özellikleri vardır.

Ortak Özellikler

  • Çift zarlı olma
  • DNA, RNA ve ribozom bulundurma
  • ETS (elektron taşıma sistemi) bulundurma
  • Enerji dönüşümü gerçekleştirme
  • Protein sentezleme, büyüme, kendi metabolizmasını yönetme, çoğalma

Farklı Özellikler

  • Kloroplastın iç zarı düz iken mitokondrinin iç zarı kıvrımlıdır.
  • Kloroplastta ışık enerjisi önce ATP ye, sonra organik besindeki kimyasal bağ enerjisine dönüşürken, mitokondride organik besindeki kimyasal bağ enerjisi ATP ye dönüşür.
  • Kloroplastta CO2 ve H2O kullanılıp, organik besin ve O2 üretilirken; mitokondride organik besin ve O2 kullanılıp, CO2, H2O ve ATP üretilir.
  • Kloroplastın sıvı kısmına gömülmüş tilakoit lameller bulunur.

Kromoplast ve Lökoplast

Meyvelere ve çiçeklere renk veren plastitler kromoplastlardır.
Kromoplastlar bitkinin yaprak, gövde, kök, meyve ve çiçeklerinde bulunabilir.

Kromoplastlar ksantofil (sarı), karoten (turuncu), likopen (kırmızı) gibi farklı renkte pigmentleri bulundururlar.

Lökoplastlar, bitkilerin kök, toprak altı gövdesi ve tohum gibi depo organlarının hücrelerinde bulunan renksiz plastitlerdir. Lökoplastlar, uzun süre ışık alırsa kloroplasta dönüşebilir. Bitkinin türüne göre lökoplastlarda nişasta, yağ ve protein depolanır.

Hücre İskeleti

Ökaryot hücrelerin iç yapısı, çalışma şekli, yüksek teknolojiye sahip birçok makineden daha mükemmeldir. Mikroskobun gelişmesiyle yapılan çalışmalarda, ökaryot hücrelerin sitoplazmasının tamamen sıvı kısımdan oluşmadığı, hücrenin bir iskeletinin olduğu belirlenmiştir.

Hücre iskeleti,

  • hücre içi organizasyonu sağlama,
  • sitoplazma hareketlerini sağlama,
  • organellerin hücre içindeki hareketlerini sağlama,
  • hücre bölünmesi sırasında kromozomların iğ iplikleri tarafından hareketini sağlama görevlerini yerine getirir.
  • Hücre iskeleti, mikrofilament, ara filament, mikrotübül olmak üzere üç temel yapıdan oluşur.

a. Mikrofilament: Mikrofilamentler aktin adı verilen proteinlerin üst üste dizilip sarmal şeklinde birleşmesiyle oluşur. Mikrofilamentler 1 – 2 mikrometre uzunluğunda, ince ve esnek yapıdadır. Hücrenin hareketine yani ihtiyacına göre sürekli yapılıp yıkılabilir. Hayvanların hareketini sağlayan kas hücrelerinin kasılıp gevşemesini de mikrofilamentler sağlar. Mikrofilamentler; hayvan hücrelerinin bölünmesi sırasında sitoplazmanın boğumlanması, amipin fagositozla besin almak için yalancı ayak oluşturması, besinlerin emilmesi için hücre yüzeyinde çıkıntıların oluşturulması gibi birçok olayda görev alır.

b. Ara filamentler: Ara filamentler farklı tipteki proteinlerin oluşturduğu iplik şeklindeki yapıların birbiri üzerine sarılmasıyla oluşur. Ara filamentler mikrofilamentlerden daha kalın, mikrotübüllerden daha incedir. Bu yapılar hareketli değildir. Hücrenin şeklinin ve hücre içindeki yapıların sabit tutulmasını sağlar. Örneğin organellerin ve çekirdeğin sitoplazmada belirli bir yerde durmasını ara filamentler sağlar.

c. Mikrotübüller: Mikrotübüller tübilin adı verilen proteinlerden oluşan, içi boş çubuklar şeklinde sert yapılardır. Mikrotübüller de tıpkı mikrofilamentler gibi hücre içinde devamlı oluşup ayrışabilir. Bu yapıların hücre içindeki görevleri, hücre şeklinin
belirlenmesi, sitoplazma içindeki organellerin yer değiştirmesi, hücre bölünmesi sırasında kromozomların ayrılmasıdır.

Çekirdek

Ökaryot bir hücreyi mikroskopla incelediğimizde sitoplazmadaki en büyük ve belirgin yapı olarak gözümüze çarpan çekirdektir. Çekirdek, hücrenin yönetimini ve hücre bölünmesiyle kalıtsal bilginin yeni hücrelere geçmesini sağlar. Memeli hayvanların olgun alyuvar hücreleri dışında bütün ökaryot hücrelerde çekirdek bulunur.

Prokaryot hücreli canlılarda ise çekirdek bulunmaz. Bu hücrelerde yönetici molekül sitoplazmada dağınık halde bulunur.

Çekirdek,

  • çekirdek zarı,
  • çekirdek plazması,
  • çekirdekçik,
  • kromatin iplik

olmak üzere dört bölümden oluşur. fiimdi bu bölümlerin yapıları ve özelliklerini öğrenelim.

  1. Çekirdek zarı: Çekirdeği hücrenin diğer kısımlarından ayırır. Çift katlıdır. Dış zarı sitoplazmadaki endoplazmik retikulum ile bağlantılıdır. Ayrıca dış zarın üzerinde ribozom organeli bulunur. Çekirdek zarının görevi, çekirdeğe şekil verme ve çekirdeği korumadır. Çekirdek zarı hücre bölünmesi sırasında geçici bir süre çözünerek görünmez hale gelir. Bölünme bittikten sonra tekrar oluşarak çekirdeği sarar.

Çekirdek zarının üzerinde por adı verilen delikler bulunur. Bu porlar, tıpkı hücre zarındaki gibi, çekirdek zarında da madde alışverişini düzenler. Porlardan küçük (su, iyon vb.) ve büyük (protein, RNA vb.) moleküller geçebilir. Ancak DNA porlardan geçemez. Çekirdek zarı sayesinde, sitoplazma ve çekirdek plazması arasında madde taşınması sağlandığı için çekirdek hücreyi yönetme görevini en iyi şekilde yerine getirir. Örneğin; çekirdeğin içinde DNA daki genetik bilgiye göre üretilen RNA lar
porlardan geçerek sitoplazmada ribozoma ulaşır ve protein sentezi gerçekleşir.

  1. Çekirdek plazması: Çekirdek plazması, çekirdeğin iç kısmını dolduran sitoplazma sıvısına benzeyen ancak daha yoğun olan bir sıvıdır.

İçerisinde; çekirdekçik, DNA, RNA, proteinler, nükleotitler, enzimler, su ve mineraller bulunur.

  1. Çekirdekçik: Çekirdek plazmasının içinde bulunan DNA, RNA ve proteinlerden oluşan, zarsız bir yapıdır. Çekirdekçik ribozom organelinin yapımını sağlar. Yani ribozomal RNA (rRNA) üretir ve bunları proteinlerle birleştirerek ribozom alt birimlerini oluşturur. Ribozom alt birimleri de çekirdek zarındaki büyük porlardan geçerek görev alacağı yere taşınır.

Hücrelerdeki çekirdekçiğin sayısı ve büyüklüğü hücrenin aktivitesi ile ilişkilidir. Hücrede protein sentezi fazla yapılırsa, çekirdekçik de çok sayıda ve büyüktür. Siz de vücudunuzdaki hücrelerin görevlerini düşünerek çekirdekçik sayısının fazla olabileceği hücrelere örnek verebilirsiniz. Çekirdekçik hücre bölünmediğinde çekirdeğin içinde gözlenebilir.

Hücre bölünmesi sırasında tıpkı çekirdek zarı gibi, çekirdekçik de çözünür. Daha sonra tekrar oluşur.

  1. Kromatin iplik: Hücrenin kalıtım ve yönetim bilgilerini bulunduran molekül DNA dır. Çekirdeğin içinde bulunan DNA proteinlerle birlikte kromatin denilen bir yapıyı oluşturur. Kromatin, çok ince ipliksi bir yapıda ve doğrusaldır. Her bir iplikçiğe kromatin ipliği denir. Kromatin ipliklerinin çekirdekteki yeri belirlidir. Kromatin hücre bölünmesi sırasında geçirilen evrelere göre biçimsel değişikliklere uğrar.

Hücre bölünmesinin başlangıcında DNA kendini eşler. Böylece çekirdekteki kromatin miktarı iki katına çıkmış olur. Her kromatin ipliğin kendisi ile aynı yapıda bir eşi yapılmıştır. Çekirdekteki kromatin iplikler kendi etrafında sarmal yapıp katlanarak, kısalıp kalınlaşır. Oluşan bu yapılara kromatit denir. Özdeş olan iki kromatitin (kardeş kromatitler) bir araya gelerek sentromerlerle bir arada tutunmasıyla oluşan yapı da kromozom adını alır.

Şimdi kromozomların görevlerini öğrenelim:

  1. Hücreyi yönetir.
  2. Hücrenin özelliklerinin bir sonraki nesle kalıtımını sağlar.
  3. Canlının yapısal ve işlevsel özelliklerinin oluşmasını sağlar.

Canlılardaki kromozomların sayısı, şekli ve büyüklüğü farklılık gösterir. Yani türden türe değişir.

Aşağıdaki tabloda farklı canlıların vücut hücrelerinde bulunan kromozom sayıları verilmiştir.

Bu bulgular bizi, canlıların basitliği veya gelişmişliği ile kromozom sayısı arasında herhangi bir ilişki bulunmadığı, yine aynı kromozom sayısına sahip canlıların (insan-moli balığı gibi) farklı tür olabileceği sonuçlarına ulaştırır.

Diploit ve haploit hücreler

  • Eşeyli üreyen türlerin tümünde zigot, tamamına yakınında vücut hücreleri (soma hücreleri) ve eşey ana hücreleri diploittir (2n).
  • Başlıca soma (vücut) hücreleri şunlardır:
  • Bitkilerde: Kök, gövde ve yaprak, tohum, çiçek ve meyve organlarındaki, meristem, epidermis, parankima, iletim, destek ve salgı doku hücreleri.
  • Hayvanlarda: Epitel, bağ, kıkırdak, kemik, kan, kas ve sinir doku hücreleri.
  • Sperm, yumurta, spor hücreleri haploittir (n).

Prokaryot ve ökaryot hücrelerin ortak ve farklı özellikleri Prokaryot ve ökaryot hücrelerde; ortak olarak bulunan yapılar aşağıda verilmiştir.

  • Hücre zarı
  • Sitoplazma sıvısı
  • Kalıtım materyali (DNA)
  • Organik ve inorganik moleküller
  • Ribozom organeli

Prokaryot ve ökaryot hücrelerde ortak olarak gerçekleşen canlılık olayları şunlardır:

Hücre zarından madde alışverişi, DNA daki bilgiye göre yapısal ve işlevsel proteinleri sentezleme

ATP sentezleme

Metabolizma tepkimelerini gerçekleştirme

Prokaryot ve ökaryot hücrelerin farklı özelliklerinini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

Ökaryot hücrelerde prokaryot hücrelerden farklı olarak, kalıtım materyalini bulunduran çekirdek ve sitoplazmada zarlı organeller bulunur.

Prokaryot hücrelerin tümünde, hücre zarının üzerinde hücre duvarı (hücre çeperi) bulunurken, ökaryot hücrelerin tümünde hücre duvarı bulunmaz. (Örneğin bitki hücrelerinde hücre duvarı bulunurken, hayvan hücrelerinde bulunmaz.)

Prokaryot hücrelerin çoğunda ökaryot hücrelerden farklı olarak, hücre duvarının üzerinde kapsül denilen koruyucu ve hücrenin yaşayacağı yere yapışmasını sağlayan yapışkan bir
yapı bulunur.

Prokaryot ve ökaryot hücrelerin DNA miktarı, yapısı ve bulunma yeri de farklılık gösterir.

Prokaryotlarda DNA halkasal, ökaryotlarda doğrusal yapıdadır.

Prokaryottan ökaryotun nasıl oluştuğunu öğrenelim. Bilim insanlarının DNA ve genler üzerinde çalışmalar yapmasının sonucunda, prokaryot ve ökaryot canlılar arasında büyük ölçüde gen benzerliğinin olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgu prokaryot hücrelerden ökaryotların oluştuğu görüşünü desteklemiştir.

Biraz önce prokaryot ve ökaryot hücrelerin özelliklerini öğrendik. Bu iki tip hücre arasındaki en önemli fark, ökaryotlarda prokaryotlardan farklı olarak çekirdek ve zarlı organellerin bulunmasıdır.

fiimdi ökaryot hücrelerdeki çekirdek zarının nasıl oluştuğunu
açıklamaya çalışan bir görüşü öğrenelim.

Prokaryot hücreli olan bakterilerin DNA molekülü, sitoplazmada hücre zarına tutunmuş halde bulunur. Hücre zarı içeriye doğru katlanmalar yaparak bu DNA molekülünü sarar ve hücre zarından ayrılır. Böylece içinde kalıtım materyali bulunan bir yapı yani çekirdek oluşur. Bilim insanları için ökaryot hücrelerdeki kloroplast ve mitokondri organellerinin kendilerine ait DNA bulundurma özelliği dikkat çekici olmuştur.

Bilim insanları kloroplast ve mitokondrinin oluşmasını açıklamak için endosimbiyozis hipotezini kurmuştur.

Mitokondrinin oluşumu: Oksijenli solunum yapabilen mor bakteriler, ilkel ökaryot hücreye girerek ortak yaşama birliği oluşturur. Mor bakteri, ilkel ökaryot hücreye oksijenli solunum
yapma özelliği kazandırır ve sonuçta ökaryot hücrenin içinde mitokondri oluşur.

Kloroplast organelinin oluşumu: Fotosentez yapabilen siyano bakteriler ilkel ökaryot hücreye girer. Siyano bakteriler ve ilkel ökaryot hücre ortak bir yaşama birliği oluşturur. Siyano bakteri, ilkel ökaryot hücreye fotosentez yapma özelliği kazandırır. Sonuçta ökaryot hücrenin içinde kloroplast oluşur.

Bir hücreden çok hücreye doğru yolculuk

Prokaryot canlıların hepsi bir hücrelidir. Ökaryot canlılardan bazıları bir hücreli, bazıları çok hücreli küme halinde (koloni), bazıları da gelişmiş çok hücrelidir.

Şimdi bu canlılara örnekler verelim:

Prokaryot hücreli canlılar ž Bakteriler

Ökaryot bir hücreli canlılar ž Bira mayası, amip, öglena

Ökaryot hücreli koloniler ž Pandorina, Eudorina, Volvoks

Ökaryot çok hücreli canlılar ž fiapkalı mantar, bitkiler, hayvanlar

Şimdi kolonileri tanıyalım.

Bazı ökaryot bir hücreli canlılar bölündüklerinde birbirinden ayrılmayarak jelatinimsi bir madde içinde yapışık olarak kalır. Bu çok hücreli kümelere koloni denir.

Koloniler basit ve gelişmiş koloniler olmak üzere ikiye ayrılır:

Basit kolonilerin özellikleri:

Hücreleri arasında iş bölümü ve hücre farklılaşması yoktur.

Hücrelerin tümü yapı ve işlev bakımından aynıdır. Hepsi büyüme, üreme, solunum gibi yaşamsal olayları birbirinden bağımsız şekilde sürdürür.

Gelişmiş kolonilerin özellikleri:

Hücreleri arasında iş bölümü ve ileri derecede olmayan hücre farklılaşması vardır.

Hücrelerinden bazıları beslenme, bazıları hareket, bazıları koruma, bazıları da üreme gibi olayları gerçekleştirir. Gelişmiş kolonilere örnek olarak Eudorina ve Volvoks verilebilir.

Bilim insanları gelişmiş kolonilerden Volvoks’u hücreleri arasında iş bölümü olduğu için, bir hücrelilerden çok hücrelilere geçiş formu olarak kabul ederler.

Şekildeki Volvoks kolonisi, 8000 – 40000 hücrenin birleşmesiyle oluşmuş, içi boş küreye benzeyen bir yapıdadır.

Volvoks’ta vücut hücreleri, koloninin korunmasını, hareketini ve beslenmesini sağlarken, eşey hücreleri ise eşeyli üremeyi sağlar.

Kolonilerden daha gelişmiş bir yapıya sahip çok hücreli canlıların hücre sayısı çok daha fazla ve hücre farklılaşması ileri derecededir. Çok hücreli canlılarda doku, organ, sistem yapıları bulunur.

Hücre özelleşmesinin canlıya kazandırdığı bazı üstünlükler şunlardır:

Enerjinin daha verimli kullanılmasını sağlar.

Organizmaya birçok işi bir arada yapma yeteneği kazandırır.

Organizmanın büyük parçalar halindeki besinlerden yararlanmasını sağlar.

Hücre özelleşmesinin canlı için bazı sakıncıları şunlardır:

Fazla özelleşmiş hücreler dayanıksız olur.

Özelleşmiş hücre gruplarından bazılarının ölmesi organizmanın ölmesine neden olabilir.

Örneğin beyin hücreleri ölen bir hayvan diğer hücreleri sağlam olsa da ölmektedir.

Sonuç olarak özelleşmenin yararı zararından daha fazladır diyebiliriz.

Çok hücreli canlılarda;

  • aynı görevi yapan hücreler bir araya gelerek dokuyu,
  • dokular bir araya gelerek organı,
  • organlar bir araya gelerek sistemi,
  • sistemler bir araya gelerek çok hücreli canlıyı oluşturur.
  • Sizler de vücudunuzdaki hücre, doku, organ, sistem ilişkisine örnekler verebilirsiniz.

Bitki ve hayvan hücrelerinin ortak ve farklı özellikleri

Bitki ve hayvan hücreleri ökaryottur. Bu hücrelerde ortak ve farklı birçok özellik bulunur.

Bitkilerin ve hayvanların farklı olmasının temelinde, hücrelerinin farklı olması vardır. Bir sonraki sayfada bitki ve hayvan hücrelerinde bulunan yapılar verilmiştir.

Bitkiler kloroplast plastitine sahip olduğu için fotosentez yaparak ototrof beslenirken, hayvanlar besinlerini dışarıdan hazır olarak alır.

Bitki hücreleri çepere sahip olduğu için hayvan hücrelerine göre turgor basıncına daha dayanıklıdır.

PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
buraya adınızı giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.