Canlıların Temel Bileşenleri (Organik ve İnorganik Bileşikler)

Canlıların temel bileşenleri, organik bileşikler ve inorganik bileşikler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Canlıların Temel Bileşenleri

  • İNORGANİK BİLEŞİKLER
  1. Su
  2. Mineraller
  3. Asit, Baz ve Tuzlar
  • ORGANİK BİLEŞİKLER
  1. Karbonhidratlar
  2. Lipitler (Yağlar)
  3. Proteinler
  4. Vitaminler
  5. Enzimler
  6. Nükleik Asittler
  7. ATP (Adenozin Tri Fosfat)

İNORGANİK BİLEŞİKLER

Canlıların, kendi vücudunda üretemeyip dışarıdan hazır olarak aldığı bileşiklerdir. İnorganik bileşiklerin yapısında karbon (C) ve hidrojen (H) atomu bir arada bulunmaz. İnorganik bileşikler canlı hücrelerin yapısına katılır, metabolizmayı düzenler ve yıpranan dokuların onarılmasında görev alır. Bu bileşikler hücrelerde enerji elde etmek için kullanılmaz ve küçük yapılı oldukları için sindirime uğramadan hücre zarından geçebilir.

1. SU

Kimyasal formülü H2O olan su, yaşam için gerekli olan inorganik bileşiklerden biridir. Organizmaların yapısında %65 – 95 arasında su bulunur. Bir insan organik besin tüketmeden haftalarca yaşayabilir. Ancak, su içmeden birkaç gün yaşayabilir. Bir insanın günlük su ihtiyacı ortalama 1.5 – 2.5 litredir.

Suyun Görevleri

  • Maddelerin çözünmesini ve taşınmasını sağlar.
  • Besinlerin sindirimine yardımcı olur.
  • Fotosentez ve kemosentez tepkimelerinde CO2 ile birleşerek organik besini oluşturur.
  • Vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olur.
  • Metabolizma atıklarının seyreltilmesinde ve atılmasında rol oynar.
  • Enzimlerin çalışması için uygun ortam oluşturur.
  • Kuvvetli asit ve bazları seyrelterek vücut sıvılarının pH değerini düzenler.
  • +5 °C de en düşük hacme, en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu özelliği sayesinde göl ve nehir sularında canlılığın devam etmesini sağlar.
  • Adezyon ve kohezyon özelliği sayesinde bitkilerde kökten yaprağa mineral taşınmasını sağlar.

SUYUN ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

2. MİNERALLER

Mineraller organizmanın yapısında az miktarda bulunmalarına rağmen canlılık için gereklidir. Canlıların vücudunda çeşitli mineraller bulunur. Minerallerin her birinin görevi farklıdır. Ancak gruplandırma yapılırsa minerallerin işlevleri genel olarak iki tanedir.

  • Metabolizmayı düzenleme
  • Canlının yapısına katılma

Canlı vücudundaki herhangi bir mineralin eksikliğini başka bir mineral gideremez. Minerallerin vücuda düzenli olarak alınmaması metabolizma bozukluklarının oluşmasına neden olur.

Yaşam için önemli olan başlıca mineraller ve işlevleri aşağıda verilmiştir:

  • Demir: Hemoglobinin yapısına katılarak oksijen taşır. Sitokromların yapısına katılarak biyolojik oksidasyonları sağlar.
  • Fosfor: Kemiklerin, dişlerin, ATP nin ve nükleik asitlerin yapısına katılır. Asit – baz dengesini sağlar.
  • Kalsiyum: Kemik ve dişlerin yapısına katılır. Kanın pıhtılaşmasında görev alır. Kas ve sinir sisteminin çalışmasını sağlar.
  • Kükürt: Bazı amino asitlerin yapısına katılır.
  • Potasyum: Kas ve sinir sistemini uyarır. Asit – baz dengesini sağlar. Osmotik basınç dengesini (su dengesini) sağlar. Aktivatör olarak görev yapar.
  • Klor: Sindirimde önemli olan HCI nin yapısına katılır. Aktivatör olarak görev yapar.
  • Sodyum: Asit – baz dengesini sağlar. Osmotik basınç dengesini sağlar. Kas ve sinirlerin uyarılmasını sağlar.
  • Magnezyum: Aktivatör olarak görev yapar. Klorofil pigmentinin yapısına katılır. Kemiklerin yapısına katılır. Sinir sisteminin aşırı uyarılmasını önler. Aşırı kemikleşmeyi önler. ATP az enzimini inhibe eder.
  • Flor: Dişlerin çürümeye karşı direncini artırır. Kemikleşmeye yardım eder.
  • iyot: Hücrelerin oksijen kullanımını artıran tiroid hormonunun yapısına katılır.
  • Bakır: Bazı enzimlerin koenzim kısmını oluşturur.Mangan: Aktivatör olarak rol oynar.
  • Kobalt: B12 vitamininin yapısına katıl

MİNERALLER HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ:..

ASİT, BAZ ve TUZLAR

Asitlerin Özellikleri

  • Suda çözündüğünde hidrojen iyonu (H+) veren bileşiklerdir.
  • Turnusol kağıdının rengini maviden kırmızıya dönüştürür. (Yani asitler kızartır.)
  • Tatları ekşidir. Örneğin; limon, domates, portakal

Bazların Özellikleri

  • Suda çözündüğünde hidroksit iyonu (OH—) veren bileşiklerdir.
  • Turnusol kağıdının rengini kırmızıdan maviye dönüştürür. (Yani bazlar morartır.)
  • Tatları acıdır. Örneğin; kabartma tozu, amonyak, çamaşır suyu.

Asit – Baz Dengesi

Canlılar için vücut sıvılarının ve yaşadıkları ortamın pH değeri çok önemlidir. Çünkü biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşmesi için enzimler kullanılır. Enzimler belirli pH aralığında çalışabilir. Kuvvetli asit ve bazlar enzimlerin yapısını bozar. Yani ortamın pH değeri belirli aralıklarda sabit kalmalıdır. Örneğin, kanımızın pH sı 7,4 te sabittir. Kanın pH değeri azalır veya artarsa ölüm gerçekleşebilir.

Bir ortamın asidik veya bazik olma durumu pH değeri ile ifade edilir. pH çözeltideki H+ iyonlarının derişimini gösteren bir değerdir. H+ ve OH— iyonları derişimin eşit olduğu çözeltiler nötrdür. Saf su, nötr ortama örnektir. pH 7 çözeltinin nötr olduğunu ifade eder. pH 7 den 0 a doğru gidildikçe asitlik, 7 den 14 e doğru gidildikçe bazlık artar.

Tuzların Özellikleri

  • Asitler ve bazların birleşerek bir molekül su açığa çıkarmasıyla oluşur.
  • Hücrede ve hücreler arası sıvıda çeşitli mineral tuzları bulunur.
  • Tuzlar sıvı ortamda anyon ve katyon halinde bulunur.
  • Hücre ve hücreler arasındaki anyonlar; klor, bikarbonat, fosfat…
  • katyonlar; sodyum, potasyum, kalsiyum…

ORGANİK BİLEŞİKLER

Canlılarda sentezlenen, karbon ve hidrojeni birlikte içeren bileşiklere organik bileşşikler denir. Organik bileşiklerin yapısında C ve H ile birlikte O, N, P, S gibi biyoelementler de bulunabilir.

Canlılarda bulunan organik bileşikler şunlardır:

  1. Karbonhidratlar,
  2. Nötral Yağlar
  3. Yağlar,
  4. Proteinler,
  5. Vitaminler,
  6. Enzimler,
  7. Nükleik asitler,
  8. ATP.

Organik bileşiklerin canlıdaki işlevleri şunlardır:

  • Enerji kaynağı olarak kullanılır.
  • Yedek besin olarak depo edilir.
  • Canlının yapısına katılır.
  • Özel işlevler (kataliz, hücre haberleşmesi, bağışıklık, kalıtım vb.) üstlenir.
  • Metabolizma olaylarını düzenler.

Organik bileşikler canlı sistemlerde sentezlenir. Günümüzde birçok organik bileşik (vitaminler, antibiyotikler vb.), uygun ortamlar hazırlanarak canlı dışında da sentezlene bilmektedir.

Organik bileşikler birim moleküllerinin sayısına göre basit ve kompleks organik bileşikler olarak ikiye ayrılır.

1. Basit organik bileşikler: Tek bir küçük oluşur. Hücresel zarlardan geçebilir. Glikoz, amino asitler, yağ asitleri ve vitaminler basit organik bileşiklerdendir.

Kompleks organik bileşikler : Çok sayıda küçük molekülün birleşmesinden oluşur. Hücresel zarlardan geçemez. Nişasta, sükroz, proteinler, yağlar ve nükleik asitler kompleks organik bileşiklerdendir.

NOT: Organik bileşikler canlı vücudunda sentezlenir. Kompleks organik bileşik, büyük molekül, makromolekül, polimer, makromer kavramları birbiriyle eş anlamlıdır.

1. KARBONHİDRATLAR

Kimyasal Yapı

  • Karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O) elementlerinden oluşur. Genel formülü (CH2O)n dir.

Görevleri

  • Kısa süreli yedek besin deposudur. Birinci sırada enerji kaynağı olarak kullanılır.
  • Nükleik asitlerin (DNA ve RNA) ve ATP nin yapısına katılır.
  • Hücre zarının ve hücre çeperinin yapısına katılır.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

a. MONOSAKKARİTLER

  • Karbonhidratların en basitleridir ve hidrolizle (su ile parçalanma) daha küçük birimlere parçalanamazlar.
  • Küçük oldukları için sindirilmezler ve doğrudan enerji üretiminde kullanılabilirler.
  • Hücre zarından geçebilirler.
  • Karbon sayıları 3 ile 8 arasında değişir. Biyolojik açıdan önemli olanları; pentozlar ve heksozlardır.

1. Triozlar (3 C lu şekerler)

Üç karbonlu monosakkaritler özellikle fotosentez ve solunum reaksiyonlarında ara ürün olarak oluşur. Örnek Fosfogliseraldehit (PGAL)

2. Pentozlar (5 C lu şekerler)

Önemlileri;

  • deoksiriboz (DNA nın yapısına katılır),
  • riboz (RNA nın ve ATP nin yapısına katılır) dur.

NOT: Deoksiriboz ve riboz, enerji üretiminde doğrudan kullanılmaz.

3. Heksozlar (6 C lu şekerler)

C6H12O6 kapalı formülüyle gösterilir. Kapalı formülleri aynı olan bu moleküllerin açık formülleri farklıdır. Bu şekilde kapalı formülü aynı fakat açık formülleri farklı olan moleküllere izomer denir.

Önemlileri;

  • glikoz, fruktoz ve galaktozdur.
  • Glikoz (üzüm şekeri, kan şekeri)

Bütün canlıların en önemli enerji kaynağıdır. Meyve ve bitki özsuyunda, insan ve hayvanların kanında serbest olarak bulunur. Beyin hücreleri ve alyuvar (kırmızı kan hücresi) ların tek enerji kaynağıdır. Yeşil bitkilerin fotosentez yapmasıyla üretilir.

Fruktoz (meyve şekeri)

Glikoza çevrilerek kullanılır. Bazı meyvelerde ve balda serbest olarak bulunur.

Galaktoz (süt şekeri)

Glikoza çevrilerek kullanılır. Bitkilerde bulunmaz. Memeli hayvanların sütünde, laktozun yapısına katılarak bulunur.

NOT: Glikozun oksijenli solunumda kullanılması sırasında CO2 ve H2O açığa çıkar.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

b. DİSAKKARİTLER

  • İki monosakkaritin aralarında glikozit bağı kurarak birleşmesiyle oluşur.
  • Bu bağlanma sırasında bir molekül su açığa çıkar.
  • Küçük moleküllerin birleşirken su çıkarması olayına dehidrasyon sentezi denir. (Bu olayda ATP harcanır.)
  • Disakkarit molekülleri, su kullanılarak yapı birimlerine
    parçalanabilir.
  • Büyük moleküllerin su katılarak yapı birimlerine ayrılmasına hidroliz denir. (Bu olayda ATP harcanmaz.) (Dehidrasyon ve hidroliz olayları birbirinin tersidir.)

Canlılarda en çok bulunan disakkaritler,

  • maltoz,
  • sakkaroz (sükroz),
  • laktozdur.

Maltoz (malt şekeri)

  • Glikoz + Glikoz —–} Maltoz + Su
  • Maltoz yukarıdaki tepkimesiyle sentezlenir. Yapı birimleri enerji kaynağıdır. Nişasta ve glikojenin hidrolizi (yıkımı) sırasında açığa çıkar.

Sakkaroz (sükroz, çay şekeri)

  • Glikoz + Fruktoz —–} Sakkaroz + Su
  • Sakkaroz yukarıdaki tepkimesiyle sentezlenir. Yapı birimleri enerji kaynağıdır. Hayvan hücrelerinde bulunmaz. Kamış, pancar gibi bitkilerde yedek besin deposu halinde bulunur.

Laktoz (süt şekeri)

  • Glikoz + Galaktoz —–} Laktoz + Su
  • Laktoz yukarıdaki tepkimesiyle sentezlenir. Yapı birimleri enerji kaynağıdır. Bitki hücrelerinde bulunmaz. İnsan ve memeli hayvanların sütünde bulunur.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

c. POLİSAKKARİTLER

  • Çok sayıda glikoz monosakkaritinin aralarından birer su molekülü çıkartarak, glikozit bağı kurmasıyla oluşan kompleks şekerlerdir.
  • Büyük oldukları için ancak sindirildikten sonra hücre zarından geçebilirler.
  • Bazıları yedek besin deposu, bazıları yapı maddesidir.
    Genel tepkimeleri aşağıdaki gibidir.
  • (n) Glikoz —–} Polisakkarit + (n – 1) Su
  • Glikoz moleküllerinin birbirine farklı şekilde bağlanması,
    oluşan polisakkaritlerin farklı olmasını sağlar.
  • Canlılarda en çok bulunan polisakkari çeşitlerinden nişasta ve glikojen depo, selüloz ve kitin yapı maddesi olarak kullanılır.

Nişasta

  • Binlerce glikoz molekülünün bağlanmasıyla oluşur. Bitkisel depo polisakkarittir. Suda çözünmez. Besinlerde nişastanın varlığını anlamak için iyot çözeltisi kullanılır. İyot çözeltisi kırmızıdır. Nişasta ile karıştırıldığında mavi renk alır.
  • Hayvanların vücuduna besinlerle nişasta alınır. Nişasta
    sindirim sisteminde hidroliz edilerek glikozlara dönüşür. Sonra glikoz hücrelerde kullanılır. Yani hayvan hücrelerine nişasta giremez ve hayvan hücrelerinde nişasta sentezlenemez.

Glikojen

  • Sentezi nişastanınki gibidir. Bakteri, mantar ve hayvan hücrelerinde depo polisakkarittir. Suda çözünür. Bitki hücrelerinde kesinlikle bulunmaz. Hayvanların karaciğer ve kaslarında yüksek oranda bulunur.

Selüloz

  • Binlerce glikoz molekülünün birbirine ters dönerek bağlanmasıyla oluşur. Bitki hücrelerinde hücre çeperinin temel maddesi olan selüloz yapısal bir polisakkarittir.
  • Suda çözünmez.
  • Hayvan hücrelerinde bulunmaz. İnsanlar ve birçok hayvan vücuduna besinlerle selüloz alır. Ancak selülozu yıkan sindirim enzimine sahip olmadıkları için selülozdan besin olarak yararlanamazlar.
  • Geviş getiren memeli hayvanlar sindirim sistemlerinde yaşayan bazı bakteriler selüloz sindirimini sağlayan enzim üretir ve
    bu hayvanlar bu enzimler sayesinde selülozu sindirir.

Kitin

  • Azotlu yapı polisakkaritidir. Böceklerde dış iskeletin ve mantarların hücre çeperinin yapısına katılır.

NOT: Kitin, sağlam ve esnek olduğu için ameliyat ipliğinin yapımında kullanılır.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

2. NÖTRAL YAĞLAR

Kimyasal Yapı

Karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O) elementlerinden oluşur. Ayrıca yapılarında fosfor (P) ve azot (N) gibi başka elementler de bulunabilir. Yağların içerdiği karbon miktarı, oksijene göre daha fazladır. Yağlar, kutuplu bir yapıya sahip olmadıkları için suda çözünmezler veya çok az çözünürler. Eter, kloroform, benzen, aseton gibi organik çözücülerde çözünürler (Kıyafetinize yağ döküldüğünde sadece su kullanarak çıkarmaya çalışmayın).

Yağların canlılar için önemli çeşitlerinden biri trigliseritlerdir.Bir trigliseritin oluşumu aşağıdaki gibidir.

  • 3 Yağ asidi + Gliserol —-} Trigliserit + 3 Su
  • Nötral yağın (trigliserit) oluşumu sırasında 3 ester bağı kurulur ve bu olaya esterleşme denir. Ayrıca 3 molekül su açığa çıkar ve bu olay bir dehidrasyon sentezidir.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

3. LİPİTLER (YAĞLAR)

Lipitlerin görevlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Uzun süreli yedek besin deposudur. (nötral yağlar)
  • Karbonhidratlardan sonra, ikinci sırada enerji kaynağı olarak kullanılır.
  • Hücrelerde oksijenli solunumla yıkılması sonucunda fazla enerji ve çok miktarda metabolik su açığa çıkar. Bu enerji ve su, kış uykusuna yatan ve göç eden hayvanlar için çok yararlıdır. Ayrıca yağlar karbonhidratlara göre daha hafiftir.
  • Yapı maddesi olarak kullanılır. Fosfolipitler, hücre zarının yapısına katılır. Ayrıca yağlar başka moleküllerle birleşerek de vücutta kullanılır.

Örneğin;

Lipit + Glikoz —-} Glikolipit
Lipit + Protein —-} Lipoprotein

  • Bazı hormonların yapısına katılarak düzenleyici görev yapar.
  • Yumuşaklığıyla hayvanların doku ve organlarını mekanik etkilere karşı korur.
  • Canlılarda ısı yalıtımı sağlar.

NOT: Yağlar, karbonhidratlara göre daha fazla enerji verir. Bunun nedeni yağların hidrojen oranının fazla olmasıdır. Ancak hücreler enerji üretiminde öncelikli olarak yağları kullanmazlar.

Lipitlerin (Yağların) çeşitleri

Bir ucunda karboksil grubu (–COOH) bulunduran hidro karbon zincirlerine yağ asitleri denir. Değişik yağ asitlerinin kullanılmasıyla farklı yağlar oluşur.

a. Doymuş yağlar

  • Bir yağ asidinin karbonlarının tümü arasında birer bağ varsa buna doymuş yağ asidi denir. Doymuş yağ asitlerinin karbon atomları tamamen hidrojenle doldurulmuştur.
  • Doymuş yağ asidi içeren yağlara doymuş yağ denir. Doymuş yağlar oda sıcaklığında katı haldedir. Örneğin; tereyağı, kuyrukyağı, iç yağı…

b. Doymamış yağlar

  • Bir yağ asidinin bir veya daha fazla karbonu arasında çift bağ varsa buna doymamış yağ asidi denir.
  • Doymamış yağ asitlerinin karbon atomları hidrojen alabilecek durumdadır. Doymamış yağ asidi içeren yağlara doymamış yağ denir.
  • Doymamış yağlar oda sıcaklığında sıvı haldedir. Örneğin; mısır yağı, soya yağı, ayçiçek yağı… Hayvanların vücudunda yapılamayan ve vücuda alınması gereken yağ asitlerine temel (esansiyel = eksojen) yağ asitleri denir. Örneğin, omega yağ asidi.

Diğer lipit çeşşitleri:

  • Fosfolipitler, proteinlerle birlikte hücre zarının yapısına katılan lipit çeşitleridir. Hücre zarının yapısındaki fosfolipitler çift katlı bir tabaka halindedir. Fosfolipitler fosfat grubu içeren bir baş ile buraya bağlı iki yağ asidinden oluşur. Fosfat grubu suda çözünebilirken, yağ asitleri suda çözünmez. Fosfolipitlerin hücre zarındaki konumu yağ asidi (suda çözünmeyen) olan kısım birbirlerine dönük ve zarın içinde, fosfat (suda çözünen) grup ise suyla temas edecek şekilde zarın iç ve dış yüzeyinde yer alır.
  • Steroitler, canlıda çok az miktarda bulunan ancak çok önemli görevleri olan moleküllerdir. Steroitler hücre zarının geçirgenliğini ve dayanıklılığını artırır. Erkek ve dişi eşey hormonlarının yapısına katılır. D vitamini sentezinde kullanılır. Sinir hücrelerinde yalıtım görevi yapar.
  • Kolesterol, hayvansal hücrelerde hücre zarının yapısına katılan bir steroit çeşididir. Beyin, sinir, kalp, bağırsaklar, kas ve karaciğer vb. yapılarda bulunur. Kolesterol, vücudumuzda kortizon hormonu ve safra tuzu yapımında kullanılır. Bitkisel dokularda kolesterol bulunmaz.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

4. PROTEİNLER

Kimyasal Yapı

  • Karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), azot (N) elementlerinden oluşur. Ayrıca yapılarında kükürt (S) ve fosfor (P) elementleri de bulunabilir. Proteinlerin yapı taşları amino asitlerdir. Aşağıda bir amino asitin yapısı gösterilmiştir.

  • Bilinen 20 çeşit amino asitin; amino grubu ve karboksil
    grubu aynıdır. Amino asitlerin farklı olmasını R grubu sağlar. Radikal grup farklı atom veya atom gruplarından oluşabilir.
  • Bir amino asitin karboksil grubu (–COOH) ile diğerinin amino grubu (NH2) bağlanır. Amino grubundan bir hidrojenle (H), karboksil grubundan bir hidroksit (OH) grubu birleşir ve bir su molekülü (H2O) açığa çıkar. Karboksil grubunun karbon (C) atomu ile, amino grubunun azot atomu (N) arasında bir bağ kurulur. Bu olaya peptitleşme, oluşan bağa peptit bağı, oluşan bileşiğe de dipeptit denir.
  • Protein molekülü yüzlerce amino asitin aralarından birer molekül su çıkartarak, peptit bağı kurmasıyla oluşur. Bu bir dehidrasyon sentezidir.
  • (n) Amino asit —-} Protein + (n – 1) Su
  • Proteinler, DNA mızdaki şifrelere göre, ribozom organelinde üretilir. Her canlıdaki protein çeşitlerinin birbirinden farklı olmasında,
  1. amino asitlerin diziliş sırası,
  2. amino asitlerin çeşitleri,
  3. amino asitlerin sayısı, amino asitlerin tekrarlanma sayısı etkilidir.
  • İşte bu farklı proteinler canlıların çeşitli olmasını sağlar. Aman, şuna dikkat etmelisiniz; amino asitlerin bağlanma şekli ve aralarında bulunan bağ çeşidi her zaman aynıdır. Bu, proteinlerin birbirinden farklı olmasına neden olmaz.
  • Vücutta gerekli amino asitlerin yeterli miktarda bulunması gerekir. Amino asitlerden bazıları bulunmadığı zaman, gerekli proteinler sentezlenemez. Vücutta çeşitli metabolizma bozuklukları ortaya çıkar. Eksik olan amino asitin görevini başka bir amino asit yapamaz.
  • Bitki hücreleri bütün amino asitleri sentezleyebilir. Hayvanlar ise, bir amino asidi sentezlemek için başka bir amino asidi veya çeşitli basit organik molekülleri kullanır. 8 amino asidi ise hiçbir zaman sentezleyemez. Hayvanların vücudunda üretilemeyen ve vücuda alınması gereken bu amino asitlere temel (zorunlu = esansiyel = eksojen) amino asitler denir.

Proteinlerin Hçrevleri

  • Proteinlerin görevlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
  • Proteinler enzimlerin yapısına katılır. Enzimler metabolizma olaylarında, reaksiyonların aktivasyon enerjisini düşürerek hızı artırır.
  • Proteinler çeşitli maddelerin taşınmasını sağlar. Örneğin hemoglobin; oksijen ve karbondioksit taşır.
  • Mikropların etkisiz hale getirilmesini sağlayarak bağışıklık oluşturulmasında görevli olan antikorlar protein yapılıdır.
  • Metabolizma olaylarını düzenleyen hormonların bir kısmı proteindir.
  • Yaraların onarılması, vücudun büyümesini sağlar.
  • Kasların yapısında hareketi sağlayan özel proteinler bulunur. Yani proteinler hayvanların hareket etmesinde de etkilidir.
  • Maddelerin hücrelere bağlanmasını sağlayan özel reseptörler de protein yapıdadır.
  • Fibrinojen, trombin ve protrombin gibi proteinler kanın pıhtılaşmasında görev yapar.
  • Albumin ve globulin proteinleri vücut sıvılarının osmotik basıncını düzenlemede etkilidir.
  • Proteinler üçüncü sırada enerji vericidir. Vücutta uzun süren bir açlık durumu varsa proteinler enerji üretiminde kullanılır. İhtiyaçtan fazla alınan proteinler vücutta karbonhidrat ve yağa dönüştürülerek depolanır.

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ……

5. VİTAMİNLER

  • Vitaminler metabolizmayı düzenleme, vücudun direncini artırma gibi çok önemli görevleri yerine getirir.
  • Enzimlerin yapısına katılır. Enerji kaynağı olarak kullanılmaz, hücrenin yapısına katılmaz. Küçük organik moleküller oldukları için, sindirime uğramadan hücre zarından geçebilir.
  • Bitkiler ve birçok mikroorganizma ihtiyaç duyduğu vitaminleri sentezleyebilir. Ancak insan ve hayvanlar vitaminlerin çoğunu hazır olarak beslenme yoluyla alır.
  • Bazı vitaminler ise vücutta, provitamin (ön madde) lerden üretilir. Örneğin; deride bulunan kolestrolden (bir çeşit yağ) güneşin U.V. ışınları sayesinde D vitamini üretilir. Vitaminler, iki gruba ayrılır.

a. Yağda Çözünen Vitaminler: A, D, E ve K vitaminleri bu gruba girer. Bu vitaminler besinlerle alındığında, sindirim sisteminde yağlarla birlikte emilerek lenfe oradan da kana geçerler. Yağda çözünen vitaminlerin emilmesinde safra tuzları da etkilidir. Vücuda fazla miktarda alındığında, kullanılmayanı karaciğerde depo edilir. Bu nedenle eksikliklerinde metabolizma bozuklukları geç ortaya çıkar.

  • A vitamini: Görme olayı, hücre yenilenmesi, bakteri ve virüslere karşı direnç sağlanmasında etkilidir.
  • D vitamini: Kalsiyumun bağırsaklarda emilimini ve kemiklerde depolanmasını sağlar.
  • E vitamini: Antioksidandır. Bu özelliğinin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir. Hücre yenilenmesinde görevlidir. Ayrıca üreme olaylarını düzenler.
  • K vitamini: Kanın pıhtılaşması ve yaraların iyileşmesi üzerinde etkilidir.

b. Suda Çözünen Vitaminler: B grubu ve C vitaminleri bu gruba girer. Fazlası vücutta depolanmaz ve idrarla dışarıya atılır. Bu nedenle her gün düzenli olarak ihtiyacımız kadar vücuda alınması gerekir.

  1. B1 Vitamini (Tiyamin): Karbonhidrat metabolizmasında koenzim olarak iş görür. Kalbin çalışmasını, sinir sisteminin sağlığını ve zihinsel faaliyetleri etkiler.
  2. B2 Vitamini (Riboşavin): Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji elde edilmesinde koenzim olarak görevlidir.
  3. B3 Vitamini (Niyasin) (PP): Sinir sisteminin sağlığı, protein, karbonhidrat ve yağ metabolizması ile enerji üretiminde koenzim olarak etkilidir.
  4. B5 Vitamini (Pantotenik Asit): Vücudu iltihaplardan koruma, strese karşı hormonların üretilmesi, yağ metabolizması ile cilt ve saç sağlığında etkilidir.
  5. B6 Vitamini (Piridoksin): Amino asit üretimi, sodyum ve potasyum dengesinin sağlanması, kan hücrelerinin üretimi, bağışıklık ve sinir sisteminin çalışması üzerinde etkilidir.
  6. B7 Vitamini (Biotin): Saç, tırnak, cilt sağlığında, sinir ve sindirim sisteminin çalışmasında görevlidir.
  7. B9 Vitamini (Folik Asit): Sinir ve sindirim sistemlerinin çalışması, hücre yenilenmesi, büyüme, kan hücrelerinin üretimi ve karaciğerin işlevini yerine getirmesinde etkilidir.
  8. C Vitamini: Amino asit, protein ve nükleik asit metabolizmasında koenzim olarak görev yapar.Kan hücrelerinin üretimi, büyüme, sinir sisteminin çalışması ve zihinsel faaliyetlerin düzenlenmesinde etkilidir.
  9. B12 Vitamini (Kobalamin): Bağışıklık sisteminin güçlenmesi, sinir sisteminin sağlığı üzerinde etkilidir.

6. Enzimler

 

Bu konu hakkında bilgi almak için Tıklayınız…

7. Nükleik asitler

Bu konu hakkında bilgi almak için Tıklayınız…

8. ATP

Bu konu hakkında bilgi almak için Tıklayınız…

CEVAP VER

Please enter your comment!
buraya adınızı giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.